Söylemek istediğim şey net olarak anlaşılsın diye, size adım adım antioksidan takviyelerle ilgili bilgi vereceğim.
İlk olarak oksidatif stres kavramını anlamamız lazım. Bunun için de serbest radikal nedir, bunu bilmemiz lazım. Şöyle özetleyebilirim, yediğimiz içtiğimiz şeylerden, soluduğumuz havadan ya da yaptığımız egzersizin sonucunda, vücudumuzda doğal olarak oluşan kararsız moleküllerdir serbest radikaller.
Dediğim gibi vücudunuzda oluşması doğal, bir problem yok, hatta fizyolojik işleyişte önemli bir rolü vardır, kişinin sağlığına katkıda bulunur. Bununla birlikte, bedeninizde biriken aşırı serbest radikal ise DNA hasarına yol açabilir, kötü kolesterolün hücre duvarınıza yapışmasına neden olabilir, hücreye giren ve çıkan moleküllerin akışını değiştirebilir, hücre zarına hasar verebilir ………
İşte bu birikime ‘Oksidatif Stres’ diyoruz. Olmasını hiç istemediğimiz bir şey.
Peki oksidatif strese karşı biz savunmasız mıyız?
Tabii ki hayır, bedeniniz bu tarz durumlara yıllar yıllar önce adapte oldu ve savunma mekanizmasını geliştirdi. Evet: Antioksidanlar
Neler mi onlar, C vitamini, E vitamini, beta-karoten, selenyum gibi bilinenlerin yanı sıra, glutatyon, koenzim-Q10, lipoik asit, flavonoidler, polifenoller gibi bir sürü antioksidan madde var.
Bu yazıda anlatacağım şey, bu antioksidan kaynaklarını içeren besinlerle ilgili değil. Yani meyve sebzelerden bahsetmeyeceğim size. Bahsedeceğim şey; yüksek doz antioksidan takviyeleri.
Yapılan çalışmalar neticesinde besinlere antioksidan skorları atandı (ORAC). Ancak yıllar önce bu liste yayından kaldırıldı. Neden mi ?
Hayvan çalışmalarında ya da izole ortamda, izole bileşiklerle yapılan çalışmalar her ne kadar ümit vaad etse de, yüksek dozlarla yapılan insan çalışmaları, ulaşılacağı düşünülen sonuçları vermedi.
Hatta, yüksek doz E vitamini takviyesinin erkeklerde prostat kanseri riskini arttırdığı, yine yüksek doz beta-karoten takviyesinin sigara kullananlarda akciğer kanseri riskini artırdığı görüldü. Yüksek doz selenyumun toksik etkiye sebep olduğu görüldü (ki selenyum iyi bir antioksidan kaynaktır)
Neden işe yaramadı?
Pek çok sebep olabilir, düşündüğümüzden daha karmaşık mekanizmalar, doz ayarlaması, ya da besinlerde bu formların tek başına bulunmaması gibi. Örneğin; E vitaminin 8 kimyasal formu varken, takviyelerde bitek alfa-tokoferol formunu görürsünüz. Zerdeçaldan bahsederken hep kurkuminden bahsetsek de, aslında yanında çok daha fazla miktarda bulunan kurkuminoid dediğimiz benzer yapıdaki maddeler vardır. Belki de bu sinerjik etki antioksidanları, antioksidan yapan şey.
Peki ne sonuç çıkartmamız lazım? Kandırılıyor muyuz?
Hayır, besinlerin antioksidan etkileri vardır. Problem yüksek doz antioksidan alımının etkisiz ya da zararlı olmasından kaynaklıdır.
Bu yüzden besin takviyelerini de kullanırken, en az ilaçlar kadar dikkatli olmalısınız ve rastgele kullanmamalısınız. Doğal bağlamlarından çıkartılan yüksek doz antioksidanlar, hayal ettiğiniz etkiyi yaratmaz.
Her seferinde aynı yere çıkıyoruz, doğanın bize verdiği yiyeceklerle beslenmeyi öğrenip, sağlıklı kalabilir ya da iyileşebiliriz. Önceliğimiz hep doğal ve kaliteli beslenmek. Takviye ve benzeri ürünler ancak beslenmenizdeki eksiklikleri gidermek ya da bir diyetisyen veya doktorun size dozunu ve miktarını belirtmesi halinde, etkisinden emin olduğunuz zaman kullanmanız gerekir.